Twilight Etkisi
Tempo dergisi, “Alacakaranlık” çılgınlığıyla yeniden gündeme
gelen “vampirlik” olayını ağustos sayısında sayfalarına taşıdı. Bununla
da kalmadı, genç müzisyen ve oyuncuları kan emici birer canavara
dönüştürdü!
ÜNLÜLERİN TWILIGHT FOTOĞRAFLARI
Ölüler yeniden canlanıyor ve kan, sel olup akıyor. Görünüşe göre,
popüler kültür de bu sele kapılmış gidiyor! Vampirler nasıl kana
susamışsa, son günlerde insanlar da vampirlere susamış haldeler. Herkes
onlar için deli oluyor. Bu korkunç cazibeden sonunda şarkıcı Bengü ile
oyuncu Fulya Zenginer de nasibini aldı. Saatler süren özel makyajlar ve
sıra dışı kostümleriyle baştan çıkarıcı vampirlere dönüşen ikili,
objektiflere işte böyle yansıdı.
“ALACAKARANLIK” FENOMENİ
Vampirler
son olarak “Alacakaranlık” çılgınlığıyla hayatımıza daldı.
“Alacakaranlık”ın konusu gelenekselleşmiş iyi kız/kötü oğlan teması
üzerine kurulu. Genç kızların çoğu kitabı ve filmi cümle cümle ve sahne
sahne ezberlemiş olsa da, kısaca konusunu anlatmakta fayda var:
17 yaşındaki Bella Swan, annesiyle yaşadığı güneşli Arizona’dan ayrılıp babasının yanına, yılın 360 günü yağmurlu geçen Washington
eyaletindeki Forks kasabasına taşınıyor. Yeni başladığı okulda
Transilvanya’dan gelen değişim öğrencileri gibi fazlasıyla solgun
görünen, ağızlarına tek lokma yemek koymayan bir grup gençle
karşılaşıyor. Daha sonra bu gençlerin insanlar arasında yaşamayı seçmiş
vampirler olduklarını, insan kanı içmektense hayvanların kanını içmeyi
tercih ettiklerini öğreniyor.
Beklendiği gibi vampirlerden
biri olan Edward ve Bella birbirlerine âşık oluyor. Ama Edward,
kontrolünü kaybedip kızı ısırmaktan korktuğu için ilişkileri bir
sonraki aşamaya geçemiyor. Duygular o romantik ve sancılı anda asılı
kalıyor.
“Alacaranlık”,
günaha davet eden bir elma fotoğrafı, birkaç öpücük ve içinde her
şeyden daha fazla erotizm barındıran birkaç cümleden ileri gitmemiş
olsa da, etrafta hâlâ vampirlerin şehvetini barındıran birkaç iyi örnek
var. “True Blood” (Doğru Kan) bunlardan biri. “True Blood”, konusunu
Charlaine Harris’in yazdığı “Güney Vampiri Gizemleri” serisinden alan
bir televizyon dizisi. Her şey, vampirliğin bir hastalık kabul edildiği
ve vampirlerin gazete
haberi olduğu alternatif bir dünyada geçiyor. Vampirler mecliste temsil
ediliyorlar ve marketlerde satılan sentetik kanlardan içiyorlar.
Biraz
gizemli, biraz fantastik, biraz erotik ve biraz da komik bu dizinin
görüntüleri hayal gücünün en vahşi parçalarını barındırıyor. Bize,
“Alacakanlık”ta mahrum kaldığımız romantizmin içinde hâlâ büyük bir
hayat ve büyük bir ölüm yattığını gösteriyor.
SÜRTÜK GERİ DÖNDÜ!
ınsanı
diken üstünde tutan beş para etmez canavar filmlerine hastaysanız
“Jennifer’s Body” (Jennifer’in Vücudu) tam size göre. Filmin
senaryosunu, geçen sene “Juno”yla Oscar kazanan Diablo Cody yazmış.
Issız
yerlerde, kendisiyle çıkmak isteyen oğlanların kanını emen Jennifer’ı,
dünyanın en seksi kızlarından Megan Fox canlandırıyor. Jennifer,
gündüzleri lisenin en popüler kızı ve amigo kızların başıyken, geceleri
bir çakmakla dilinin ucunu kömürleştirecek kadar deli ve aşk sarhoşu
oğlanları parçalara ayıran kana susamış bir canavar. Filmin 80’lerin
rock ve pop şarkılarına yer veren albümü ise müthiş... Sonuçta
meleklerin kanatları varsa, şeytanların şarkıları var.
KOLEKSİYON GENİŞLİYOR
Görünüşe
göre önümüzdeki günlerde vampirli filmler, kitaplar ve televizyon
dizileri gözü dönmüş bir şekilde yolumuzu kesmeye devam edecek. ısveçli
yönetmen Tomas Alfredson’un, 12 yaşında sürekli itilip kakılan bir
çocuğun hayatta kalmak için kan içmesi gereken bir kıza olan aşkını
anlattığı “Let the Right One In” (Doğru Kişiyi ıçeri Al)... Bir başka
vampir filmi Koreli Chan-Wook Park’ın “Thirst” (Susuzluk) adlı eseri.
Bir rahibin yanlış bir tıbbi deney sonucunda vampire dönüşmesinin
anlatıldığı film, geçtiğimiz Cannes Film Festivali’nde jüri özel ödülü
kazanmıştı. Kitap cephesinde de bir yenilik var. “Pan’ın Labirenti” ve
“Hellboy” filmlerinin yönetmeni Guillermo Del Toro da vampirlerle
ilgili bir kitap serisi yazıyor. Üç kitaplık seri, New York’ta
insanları vampire dönüştüren bir virüs salgınını anlatıyor.
WAMPİR POSTMODERN OLUNCA
Birkaç yıldır eskinin dehşet saçan kan emici vampirleri, popüler korku edebiyatında, televizyonda, sinemada bir değişimden geçmekte... En son çıkan
Özetle; değişimden geçen, bize çokça yakınlaşan, topluma entegre olan, olmaya çalışan ‘canavarlar’... ılginç bir durum doğrusu; ama çok daha ilginç olan bu tür bir değişimin nedenleridir.
Hollywood, yıllar yılı kan emiciler sayesinde çokça izleyiciyi sarstıktan sonra bugün bir ‘rehabilitasyon’ işlemi ile canavarları aklıyor ve onları bize yaklaştırıyor. Tüm operasyonun tek bir hedefi var: Daha fazla izleyici veya romanlar için daha fazla okur ve nabza göre şerbet. Olay endüstriyel bir olay, aldanmayın! Vampirler aslında değişmedi.Gün gelecek yeniden saldıracaklar; çünkü endüstri bunu gerekli görecek. Giovanni Scognamillo


